ferahlatıcı karalama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ferahlatıcı karalama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.05.2012

gece yolcuları/sarhoşları - night-express people

bütün hafta çalıştıktan, iş ve ders peşinde, meeting'den call conference'a, vorlesung'dan übung'a, selamiçeşme'den hadımköy'e (yanlışsam düzeltirsin) koşturduktan sonra takvimler haftanın beşinci ve son gününü gösterdiğinde akla çok fazla seçenek gelmez. eve ne kadar yorgun gelinirse gelinse cuma akşamları haftasonunun chill kısmı sofa kısmına ağır basar ve dışarı çıkmak ister deli insan gönlü. lakin alkol bu tarz eğlencelerin kaçınılmaz sonu olduğundan araba evde bırakılır, zaten bütün hafta çalışan pistonlara da dinlenme şansı vermek gerekir, öğrenci hayatında ise zaten böyle bir şans yoktur o yüzden küçük şehirlerde tabanlarının gücüne büyük şehirlerde de toplu taşımanın (metrobas?) büyüsüne kapılmak gerekir. o gece uzadıkça eve geri dönmek işkence olur. burda kalsam da ilk treni/otobüsü/metroyu/tramvayı beklesem diye gece uzar, alkol artar ve ertesi günkü ağrı gittikçe arttırılır. ama bunun da bir çözümü vardır. bu haftaki ferahlatıcı karalamamda büyük ve orta ölçekli şehirlerde toplu taşımanın topluma bir kıyağı olan night-express'lerden ve onların insanlarından bahsetmek istiyorum.

night-express (dt. nacht-express, tr. gece-ekspresi??, sarhoşum beni eve bırak-taşımacılığı??) gecenin "birkaç tekila shot daha döner mi?" ile "şimdi eve gitsem sabah çok geç olmadan kalkarım belki"leri arasında kalkar. genellikle cuma, cumartesi ve ertesi gün resmi tatil olan gecelerde, gece başına bir veya iki sefer düzenlerler. ilkine yetişmek tam bir irade göstergesidir. eğer geceye erken başlanmamışsa genelde o noktada "ya hacı, zaten bir tane daha var getir orda iki jägermeister!" dersin ve bakarsın geceyi delip geçen otobüsün arkasından. saatine baktığında bir sonraki bir-birbuçuk saat sonra gelecektir. kaba bir hesapla önünde en az iki biralık vakit vardır. sen o iki birayı içme yoluna girerken ilk night-express kendine özel çizilmiş, şehrin bütün bölgelerine uğramaya özen gösteren yoluna girer.

o iki bira genelde uzadıkça uzar, muhabbet keyfe gelir, yan masadan insanlar gelir ve bir bakmışın ikinci ve belki de son night-express önünden geçer ve sen arkasından kadeh kaldırırsın. ama diyelim ki bu sefer muhabbet gerginleşmiş, senin bi şekilde uykun gelmiş, barda bira bitmiş (yok artık!) ve sen o son night-express'i yakalamışsın. işte onun içinden birkaç çeşit insan profili sizlere bu hafta chill and sofa (a.k.a.: onlyatweekends) farkıyla geliyor:

şoför: night-express'in en sorumlu ve en şanssız kişidir. diğer şöforler arasında kısa çöpü çeken odur. cuma akşamı evinde ailesiyle veya arkadaşlarıyla dışarda bir yerde geçirmek yerine, onun yapamadıklarını yapanları evlerine götürmek zorundadır. olur olmaz yerlerde bağıran sarhoşlarla, gergin bakışlı insanlarla, ne yazık ki alkolün de etkisiyle yediklerini çıkartan insanların pislikleriyle ve anlamsız muhabbet açlığındaki çakırkeyiflerle uğraşmak onun işinin gereklilikleri arasındadır. ara sıra hata yapmak onun da hakkıdır. ancak diğer şoförlere göre daha şanslıdır, çünkü hata yaptığında "boşver hacı, olur öyle!, "senin canın sağolsun kaptan!" tarzı pohpohlanmalarla geçiştirilecektir ve o gece karanlığında boş sokaklarda sorunlu yolcularını hedefine taşımaya devam edecektir.

yüksek sesle konuşan sarhoşlar: kendi grupları arasında çok eğlendiklerini ve çevresindekileri de eğlendirdiklerini düşünürler, ancak diğer insanlar için sadece sinir bozucudurlar. herkes onlar bir an önce insin diye bekler. o grupta daha az bağıran, genelde susan ve yüzünde sabit gülen bir ifade ile etrafındakilere uyum sağlamaya çalışan her zaman en tehlikelisidir, çünkü onun kusma hakkı her zaman saklıdır. bu kişiler ertesi gün bu yolculuğu hatırlamayacaklarından bunlara bulaşmanın gereği yoktur, kulaklarınız tıkar devam edersiniz.

çiftler: dışarıdan izlemesi en keyifli olan gruptur. her night-express'te en az iki çift bulunmak zorundadır. erkeğin yüzündeki ne kadar sarhoş olursa olsun o "soran ifade"yi ve kadının gözlerindeki uykuyu fark etmemek imkansızdır. erkek o gece kadını evine bırakacaksa eğer belki de son bir "iyi geceler öpücüğü" peşindedir, ancak bunu belli etmemek için çabalamaktadır her ne kadar sarhoşluk buna izin vermese de. kadın ise gayet normal bir şekilde gecenin sonunda uykusu gelmiş ve başını sevdiceğinin omzuna yaslamış gözlerini kapamıştır. durakları gelince inerler ve el ele yürürler.

sakin sarhoşlar: ya çok sarhoş değillerdir ya da sarhoşluklarını göstermekten çekinirler. karizmayı çizdirmemek için sabit bir yüz ifadesiyle otururlar. etraflarında olup biteni takip etmeye ve onlara gülümseyerek, kaşlarını çatarak uyum sağlamaya çalışırlar. tabii kafasını cama yaslayıp uyuyanları da mevcuttur. o uyuyanlar genelde inecekleri durağı kaçıracaklarından onları uyandırmak ve eve gidecekleri uygun yolu söylemek yine şoförün görevidir.

sarhoş olmayanlar: şoförden sonra en şanssız olanlardır. o gece ya çok az içmişir ya da işten geç çıkmış eve dönüyordur. tek istediği bir an önce yatağına varıp derin bir uyku çekmektir. yol boyunca yapabileceği en muhtemel şey olası tehlikelerden kaçınmak (sarhoş sataşması/kusması gibi) ve çevresindeki insanları gözlemlemek olabilir. eve döndüğünde bu gözlemlerini belki bir yerlere yazacaktır. zaman onun için diğerlerine göre biraz daha yavaş geçer ama durağı geldiğinde huzurlu bir şekilde inip evine gider.

her night-express'te yukardaki beş gruptan bir insan mutlaka bulunmaktadır. bunun yanına ekleyebileceğimiz birçok insan çeşidi vardır, zaten çeşit çeşit de insan vardır. (geyiğe bağlama.) eğer başarılı bir şekilde night-express yardımıyla evinize vardıysanız, fazla bir yere takılmadan yatağınıza girin ve iyi bir uyku çekin. ertesi gün de güzel bir kahvaltıyla haftasonunun geri kalanının tadını çıkarın! bizden tavsiyesi...

10.03.2012

haftasonunun tadı

bir haftasonuna uyanmanın tadı vardır. burda bahsedeceğim tat, güneşli bir sabah vakti burnuna kızarmış ekmeğin ve sucuklu yumurtanın karışmış kokusu ile cıvıldayan kuşların seslerinin midende ve beyninde yaptığı açlıktan doğan nanemsi tat değil. benim bahsettiğim tat bildiğimiz yanık, ekşi, acı ve dolgun alkol tadıdır. çünkü bir önceki akşam ucuz ve salaş bir barda "hadi, hadi bir tekila daha döndürelim, yarın iş yok güç yok, derse de bi saat geç başlarsın be!" gazına gelmiş, böyle böyle de yine sonunu bilmediğin (ve hatırlamayacağın) bir hikaye yazmışsındır. ertesi sabah işte o ekşi tat, boş cüzdan, tanımadığın bir parfüm kokusu ve pantolonunun paçalarında çamur lekeleriyle yatağında başka birinin yatağında uyuyormuş gibi uyanırsın. miden kazınır, yüzün gözün akar. o günün geri kalanında ya çok şey yersin, ya da bir-iki lokma ile bütün günü geçirirsin.
biz aachen'lı mühendislik öğrencileri[1] bu konunun üzerine yaptığımız toplantılar ve saha çalışmaları yardımıyla kendi çözümümüzü üretmeyi başardık ve bunu bu haftaki ferahlatıcı karalama aracılığıyla yayınlamak istiyoruz. aslında çok önceden beri bilinen, atalarımızdan bize miras kalan bir çözümün farklı bir kullanımını anlatacağım, yani yeni bir teorik yaklaşımdan çok, pratik bir kontrol metodunu sergilemek istiyorum. (şu tez hayatımdan çıksa da ben de kendime gelebilsem)
efendim, çözümümüzün adı: işkembe çorbası[2]. "o gurbet ellerde işkembe çorbasını nasıl buldun da içtin a kerata" dediğinizi duyar gibi oluyorum ama sizi uyarmak isterim azınlık nüfusunun yüzde doksanının türk ve balkan kökenli olduğu bir ülkede işkembe çorbası bulmak çok kolay bir iş. hem evropa birliği sakatatı yasaklıyor diye bir şey de yok, sağlıklı koşullarda üretilen işkembeye izin varmış. bu işi de bir amcam yapıyormuş[3], o işkembeci amcaya girişimci ruhundan dolayı teşekkür edip yazıma devam ediyorum.
gece boyunca alkole, müziğe ve sigara dumanına bulanmış bünye kendini salıyor ve huysuzlanmaya başlıyor. özellikle mide dediğimiz sinsi organ, gün boyu her şeyi kabul edip doğru anı bekleyip anında isyan edebiliyor ve bu isyanın sonunda hoş olmayan görüntüler çıkabiliyor ortaya. ama işte o isyankar ruhlu midenin ilacı işkembe çorbası. bol sarımsaklı işkembe çorbasını yiyen mide teslim oluyor, pes ediyor. ne kadar içilirse içilsin işkembe çorbası deliksiz bir uyku sağlıyor. ancak dikkat edilmesi gereken husus işkembe çorbasını içtikten sonra eğlenceye devam edilmemesi ve direk evin yolunun tutulmasıdır. çünkü alkolle karışan sarımsak etrafta insanların girmek istemeyeceği bir çember oluşmasına sebep oluyor.
işte bu noktada başında dile getirdiğimiz soruna geri dönüyoruz. işkembe içince de sabah sarımsak kokusu içinde değil sanki sarımsakla güzel bir gece geçirmiş gibi uyanıyorsunuz. mide çoktan pes ettiği için ondan bir ses gelmiyor, ancak bu sefer insanın ağzını yakası geliyor. diş fırçalamak çare etmez, onun çözümü de yine atalarımızdan bize kalan bir tutam karanfil[4]. sabah atılan karanfil öğlene doğru sarımsağın etkisini yeniyor ve güne başlanmasını sağlıyor.
e günün geri kalanında ne yapacağına da sen karar ver. eğer cumartesiyse akşam yeniden alkole düşebilirsin, eğer pazarsa akşama doğru içini bir hüzün saracağı için zaten pek bir şey yapmayacaksındır.

kaynakça:
[1]: dora, ben falan
[3]: side kebap'tan murat abi

ek:
sabahki alkol tadına ve akşamdan kalmalığa çözüm olarak bir şişe birayı da sunanlar var, ancak akşamdan kalmalık tam olarak yazımızın konusu olmadığından onu başka ferahlatıcı karalamaya bırakıyorum.

26.02.2012

"okuyacak bir seyler var mı?"

aslında hepimizin bildiği, hatta sıklıkla da kullandığı bir olgudan bahsedeceğim bu haftasonunun geç kalan ilk ferahlatıcı karalamasında. alman insanı her şeyde olduğu gibi -üşenmemiş- buna da bir isim takmış, güzel türkçemizde benim bildiğim bir ismi mevcut değil, ancak bugün burada biz buna bir isim koyabiliriz. almancası: klo-literatur, ingilizcesini aradım internette fakat nasıl arayacağımı tam olarak bilmediğimden tatmin edici bir sonuca ulaşamadım. türkçemizle açıklamamız gerekirse, o hani günün kendimize ayırdığımız, kişisel bakımımızı gerçekleştirdiğimiz o anlarımızda bağırsaklarımızın çalışmasını hızlandırmak amacıyla okumayı veya kurcalamayı tercih ettiğimiz kitap, gazete, dergi vesaireye verilen toptan ad.
şimdi efendim bu konuda insanların çeşitli tercihleri vardır. genel eğilim günlük gazete okumaktan yanadır. bu sayede hem güncel olaylara ve yazarların görüşlerine vakıf olunur, makul bir sürede de iş bitirilir böylelikle. çoğu zaman spor sayfasına gelinmeden de gazete kenarıya kaldırılır. yalnız kenara kaldırılan gazetenin tuvalette bırakılmaması konusunda hassas olunmalıdır, çünkü tuvaletin nemli ortamında gazete kağıdı sertleşir ve bir sonraki okuyucuya keyif vermez bir hal alır. aynı sorun karikatür dergisi okuyucuları için de geçerlidir. gülmenin veya tebessüm etmenin de bağırsak kaslarına yaptığı etki bilimadamlarınca kanıtlanmıştır. günlük gazeteden bu yardımı alamayan ancak güncel olaylardan da kopmak istemeyen arkadaşlara da haftalık mizah dergilerini tavsiye ederim.
günün bu kısmına önem veren ve tuvalette uzun vakit geçirmek isteyen arkadaşlar kendilerini hobilerine adarlar. uzun soluklu bir tercihtir ve hobi dergileri bu konuda yardımcı olur. doğa, fotoğrafçılık, müzik, sinema veya otomobil dergileri ağız tadınıza göre sunulan seçenekler arasındadır. bu dergiler genelde aylık olup ve içinde birçok yazı barındırdığından banyoda kendilerine bir yer edinirler ve bir süreliğine banyonun kalıcı eşyası olurlar. yabancı dilini geliştirmek isteyen arkadaşlar bu dergilerin yurtdışı versiyonlarına başvurmalıdırlar.
en çok bilinen ve tercih edilen bu iki seçeneğin yanı sıra roman okuyanına, öykü okuyanına ve hatta şiir okuyanına bile rastlanır. sınav dönemlerinde öğrencilerin ezber yaptığı, bilimsel çalışmaların, hatta çözülemeyen soruların bile o düşünce yoğunluğu içinde bir anlık rahatlama ve gevşeme esnasında çözüldüğü görülmüştür.
bu b.ktan yazının başında söz verdiğim ve yazıyı yazmaktayken de düşündüğüm gibi bu olguya isim koyma aşamasına geldik. ilk önerim: "banyo edebiyatı" veya "banyo yazını". ama bunun kendine özgü bir edebiyat türü olmadığından yola çıkarsak "banyo seçkisi" veya "tuvalet seçkisi" de diyebiliriz. "bağırsak gevşetici", "sifondan önce" veya tamamen serbest çağrışımın etkisinde "tuvalet kağıdı" olarak da adlandırabiliriz, ama çağrışım etkisinde fazla kalmamak şartı ile.
yukarıda toplumsal bir konuya değişik bir çerçeveden bakmaya çalıştım. eksiklerim ya da abarttıklarım olabilir. yazının finalinde bahsettiğim olguyu hiç kullanmayıp işini mümkün olduğunca hızlı bitirenlere seslenmek istiyorum: "deneyimleyin, farkı göreceksiniz!"
sağlıklı günler!