karalayınca ferahlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karalayınca ferahlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.07.2012

onüçüncü cuma, friday the thirteenth

ne kadar inanırsınız veya ne kadar korkarsınız bilmem ama bugün onüçüncü cuma. yani ayın onüçüncü gününün cumaya denk gelmiş olması. ama cuma günleri en çok da onüçüne denk gelirmiş zaten. yunan takvimine göre dörtyüz yıllık devirlerde altıyüzseksensekiz tane cuma günü varmış. onüç burda saymaktan üşendiğim çeşitli nedenlerden dolayı uğursuz ilan edilmiş zaten, bir de italyan inanışına göre cuma günleri uğursuzmuş. ikisi de birleşince duble (double) uğursuz olmuş, üstünü de çikolata kaplamışlar isim de koymuşlar: friggatriskaidekaphobia.
kabul etmiyorum. her cuma günü kazanılmış bir zafermiş biz çalışanlar ve öğrenciler için! öyle uğursuz, tatsız diyerek korkular yaratarak zaferimizi elimizden alamazsınız! biz şimdi bunları geçip haftasonunun tadını çıkarmaya bakalım, haksız mıyım? are you ready?
haydi başlatalım haftasonunu!
let's go
los geht's! 

20.05.2012

bahar çarpması

haftasonu dört (4) gün olunca ilk iki (2) gün cumartesi, sonraki iki (2) gün pazar oluyor. dört (4) gün miskinlik yapılıyor! bu bahar iyi olmadı. haftasonu bitti, yağmur başladı!
sürprizlerle dolu bir haftaya merhaba!

1.04.2012

bir o yandan bir bu yandan

bir yanda rakı, bir yanda viski
bir yanda zeki müren, bir yanda dj
bir yanda meze, bir yanda redbull
bir yanda tahta masa loş ışık, bir yanda renkli ışıklar yüksek ses
bir yanda simit-çay, bir yanda milchkaffee
bir yanda soda-limon, bir yanda alka seltzer
bir yanda efkar, bir yanda fun
bir yanda sofa, bir yanda chill

hepsi aynı haftasonunda, aynı yirmidört saat içerisinde.

ortak özellikleri: sabah aynı eve-dama sığamama hali, bir de hem rakıya hem de viskiye buz koyulması sanırım (tabii tercih meselesi)

25.03.2012

akıntı - tıkantı

dün gece uykumdan 1 (yazıyla: bir) saat çaldıklarında anlamıştım. sabah yüzüme vuran güneş ve susmadan mutlu mutlu öten kuşların sesleriyle gelmişti bahar, zorla evin içine giriyordu. içerde kalamazdım, bunu bilen alman insanı da zaten bugünü satışa açık pazar (verkaufsoffener sonntag) ilan etmiş, aklınca herkesi sokağa dökmeyi planlıyordu, hakkını teslim ediyorum başarılı oldu.
ben ise yine bir haftasonun gününe uyanmaya çalışıyordum. o malum haftasonu tadı değildi bu sefer ağzımdaki, onu önceki sabah yeterince hissetmiştim, bu sefer boğazımda yanma ve burnumda akıntıyla uyandım, yani bahar geldi ben hastalandım. yatakta döndüm, bu esnada sihirli bir el televizyonda formula bir yarışını açmış, deliler gibi yağmur yağıyordu. kim açtı? acaba diye düşünürken seslendim, "ilaçlarımı getirin, hasta oldum." karşılık yine benden geldi: "kalk kendin al!". bu arada raikkonen en hızlı turu atmıştı, hoşgeldin iceman!
bakmayın böyle yazdığıma aslında ben de mutlu oldum havanın geç kararmasına. güneşin parlamasına falan. hatta şimdi dışarı çıkıyorum parklara bahçelere yatmaya ama bi de şu musluk tıkanmasıydı be...